Flaş Haber

 

UNICEF

Anasayfa arrow Yazarlarımız
Necat Akdemir Kimdir? Yazdır E-posta

Yazarımız Necat Akdemir, hemen bütün eserlerinde ulusal ve insancıl duygulara ağırlık vermiştir. Onun bu eğilimi, kendi yaşantısı içinde tanık olduğu, babası merhum Aziz Hüdai’nin olağanüstü rastlantılarla dolu yaşamından ileri gelmiştir.

Yazarın kimliği ve kişiliği üzerinde bilgi edinmek için onun düşünce ve davranışlarına yön veren babasının karşılaştığı olaylara kısaca değinmek zorunludur.

AZİZ HÜDAİ

Geçim olanakları sınırlı bir aileden çıkıp küçük yaşta Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin Gâşo köyünden İstanbul’a dayısının yanına gelen Aziz Hüdai, öğrenimine askeri okulda başlamış, belirli dönemleri aşarak 1902 yılında Harp Okulu’ndan diplomasını almıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli bölgelerinde görev yapan Aziz Hüdai, bu arada Balkan Savaşına katılmış ve Edirne cephesinde yaralanarak esir düşmüştür.

Okul sıralarında, kendi çabasıyla geliştirdiği Fransızca bilgisi nedeniyle sonradan Kuleli Askeri Lisesi’nde Fransızca öğretmenliğine atanan Aziz Hüdai, burdan alınarak Askeri Sansür Kuruluna aktarılmıştır. Birinci Dünya Savaşı süresince Askeri Sansür Kurulu üyeliğinde kalan Aziz Hüdai, savaşın bitimi üzerine karma nitelikte yeniden oluşturulan sansür kurulunda Türk temsilcisi olarak görevlendirilmiştir.

1910 yılında, İstanbul’u resmen işgal etmiş bulunan devletlerin gözetimi altında, Türk sorumlularına bırakılan sansür kurulu merhum Hüsrev Gerede’nin başkanlığında görevini sürdürmüş, ancak 9 Şubat 1919 günü patlak veren bir olay üzerine onun da durumu ulusal bir sorun niteliğini almıştır.

Olayın iki kahramanından biri ünlü şair ve yazar Süleyman Nazif, 8 Şubat günü tanık olduğu bir geçit törenine çok üzülmüş ve hemen kaleme aldığı “Kara Bir Gün”(***) başlıklı bir makalede, töreni düzenleyen işgal orduları başkomutanına şiddetle çatmıştır. Yenik düşmüş bir milleti, gösterişli geçit törenleriyle büsbütün yaralamanın Fransa hesabına yüz kızartıcı bir davranış olduğuna değinen yazar, makalesini “Son gülen iyi güler” cümlesiyle bitirerek yayınlanmak üzere “Hadisat” gazetesine göndermiştir. Yayınlanacak bütün yazıların önce sansür kurulunun onayına sunulması zorunlu olduğundan bu makale de o gece görevli bulunan Yüzbaşı Aziz Hüdai’ye gösterilmiştir. İşgal ordularına karşı değil eleştiri, eleştiri anlamına gelecek bir tümce veya sözcüğün yayınını yasaklamakla görevli Aziz Hüdai, yazıyı okumuş ve onun da ulusal duygu ve tepkileri alevlnmiştir. Ünlü yazarın tanık olduğu geçit törenine bir başka köşeden tanık olmuş bulunan görevli yüzbaşı, o şımarık taşkınlığa karşı seyirci kalmanın acısını, bir bunalım halinde ruhunda taşımıştır. Süleyman Nazif’in makalesini inceleyip “İşte beklediğim ses, işte onların hak ettikleri şamar” dedikten sonra kendi imzasıyla onaylayan Aziz Hüdai, huzur içinde evine dönmüştür.

9 Şubat günü makaleyi okuduğu anda çılgına dönen Başkomutan Fransız General D’Esperey, bu Türk subayın derhâl tutuklanarak kurşuna dizilmesini emretmiş ve Aziz Hüdai aynı gün görevi başından alınarak Fransa elçiliği bodrumlarında bomboş bir odaya kapatılmıştır. Üç gün süreyle taş üstünde ölümünü bekleyen Aziz Hüdai, orda bulduğu bir cam parçasını hançer gibi kullanarak yaşamına kendi eliyle son vermeyi planlamış, ancak Aziz Hüdai’nin kişiliğine ve o davranışına çok değer veren kimselerin üstün çabaları ve girişimleri sonucunda gerekli yargılamanın Türk mahkemelerince yapılması sağlanmıştır.

Başta Hüsrev Gerede ve Ercüment Ekrem Talû olmak üzere, kendisini seven dostlarının gayretleri üzerine 11 günlük bir işkence döneminden sonra, askeri mahkeme önüne çıkmak üzere İzmir’e sürülen Aziz Hüdai, ordaki bekleyişi sırasında bu kez İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesine tanık olmuştur. Önce onların vahşi katliamından kurtulan, sonra da gözetimleri altından kaçarak İstanbul’a dönen Yüzbaşı Aziz Hüdai, burda kendisini arayanlara izini kaybettirmiş ve bir süre sonra yeni bir görev yüklenmiştir.

Yunan saldırısı üzerine, Büyük Atatürk’ün önderliğinde oluşan ulusal direniş örgütlenmesine İstanbul’dan katkıda bulunmak üzere kurulan “Felâh Grubu” gizli örgütünün başkan yardımcılığına atanan Aziz Hüdai, özellikle yerli ve yabancı casusları avlamak veya zararsız hale getirmekle görevlendirilmiş, ve Felâh Grubu başkanı General Ekrem Baydar’ın anılarında belirttiği üzere bu alanda olağanüstü başarılar sağlamıştı.

Albay Aziz Hüdai Akdemir’in gizli haber alma örgütü içindeki başarıları, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki dönemde de emekli çağına gelinceye kadar sürmüştür.

Bir kısım anıları 1931 ve 1935 yıllarında günlük gazetelerde yayınlanmış olan Aziz Hüdai Akdemir, genellikle hoşsohbet bir kimse olmasına rağmen görev aldığı gizli örgütleri ve karşılaştığı olayları en yakınlarına bile açıklamamış ve bu nedenle birçok ayrıntıları kendi varlığıyla birlikte sonsuzluğun karanlığına götürmüştür.

Askerlik yaşantısı içinde dilbilgisine ve edebiyata olan düşkünlüğünü eylem ve yapıtlarıyla kanıtlayan Albay Aziz Hüdai, ilk yazı örneklerini on altı yaşındayken “Talebe Defteri” isimli dergide sergilemiş, ondan sonra şiir, makale, roman, tiyatro piyesi türlerinde çok sayıda telif ve tercüme eserler kaleme almıştır. 1948 yılında “50 yıllık yazarlar jübilesi” töreninde kutlanmak şerefine ulaşan Aziz Hüdai’nin başlıca yapıtları arasında “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, “Kamerde İlk İnsanlar”, “Aşkın Manası”, “Harpte Fransız İstihbarat Çalışmaları”, “Casus Lawrence”, “İki Başlı Kartal”, “Bilmece” isimli eserleri yer almaktadır.

“Kara Bir Gün” adlı makalenin yazarı Süleyman Nazif, büyük Kurtuluş Savaşı zaferinden sonra “Yüzbaşı Aziz Hüdai’ye” başlıklı bir makalesinde “Seni o zamana kadar görmemiştim, hâlâ da tanımıyorum” dedikten sonra “Sen o zaman ölmedinse Tanrı, seni bu günleri görmen için esirgemiştir, ve sen bu mutlu günleri yaşamaya hepimizden fazla lâyıksın, her anlamıyla Aziz Vatandaş” gibi tümcelerle onu övmüştür. Albay Aziz Hüdai, 1950 yılında sonsuzluğa göçmüştür.

NECAT AKDEMİR

Necat Akdemir 1922 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini bir Fransız koleji olan Galatasaray’da, lise öğrenimini Şişli Terakki Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitiren Necat Akdemir, 1950 yılında avukatlığa başlamıştır.

Garip bir rastlantı olarak Aziz Hüdai’nin oğlu Necat Akdemir de ilk yazılarını 16 yaşındayken “Çocuk Sesi” dergisi için hazırlamış ve o da mesleği yanında, edebiyat alanında Fransızca bilgisinden yararlanarak yüzü aşkın eseri dilimize çevirmiştir. Bunların çoğu dünyaca tanınmış çocuk hikâyeleridir. Başka konularda, düzenli olarak otuz yıl boyunca yüzlerce makalesi yayınlanmış olan Necat Akdemir, çoğunluğunu Işıl Yayınevi’ne ayırdığı eserleri arasında halk kitapları da yazmıştır.

Çocuk edebiyatı alanında genellikle küçük boyda kitaplara uyacak şekilde telif ve tercüme konuları seçmiş olan Necat Akdemir, bunun dışında, daha büyük çapta öykülerden oluşan bir dizi hazırlamıştır.

Kendisini kaybettiğimiz 1991 yılına kadar yazarlıktan kopmamıştır.

Necat Akdemir’in çocuğu olmamıştır. Ama çocukları çok severdi. Çocuklar da onu...

Çocuk ruhunu iyi anlayan, onların temiz duygularını yeterince değerlendirmesini bilen Necat Akdemir, tanıştığı çocuklarla çabucak ahbaplık kurardı.

Tanışamadığı, sizler gibi vatan çocuklarına da kitaplarıyla seslenmiştir.

IŞIL YAYINEVİ

Dünyaca tanınmış yazarların çocuklara özgü hikâyelerini Necat Akdemir’in çevirileriyle okurlarına tanıtmış olan Işıl Yayınevi, yavrularımız için öğretici, eğitici ve onların Türklük bilincini pekiştirici eserler hazırlamayı amaç edinmiştir.

Çocuk edebiyatı alanında telif eser kıtlığı nedeniyle küçük okurların ulusal gelenek ve göreneklerimizden esinlenen ve özellikle şanlı tarihimizden, ulusal savaşlarımızdan mutlu dönemleri yansıtan yapıtlara ihtiyaçları bizlere ulaşan isteklerden anlaşılıyordu.

Telif eser boşluğunu doldurmak üzere geniş bir hamleye girişen Işıl Yayınevi, yukarda değindiğimiz çocuk eserlerinin çoğu Milli Eğitim Bakanlığınca okullara tavsiye edilmiş olan Necat Akdemir’in bilgi ve tecrübelerinden yararlanmayı da başarısının koşulları arasında görmüştür.

Necat Akdemir’in kendi kaleminden çıkan ulusal düşünüş ve geleneklerimizden esinlenmiş yeni eserlerini kendi amaçlarına da uygun bulan Işıl Yayınevi bu diziyi küçük okurlarına sunmanın kıvancı içindedir.
 
(C) 2017 .: Işıl Yayınevi :.